Can Sıkkınlığı Nasıl Geçer? Bir Günün İçinde
Bazen, hayatın içinde kaybolmuş hissediyorum. Gözlerim dışarıda bir noktayı odaklansa da, içimde bir boşluk var. Her şey durmuş gibi, sadece zaman geçiyor, ben ise sanki o geçişi hissedemiyorum. Geçen gün, canımın sıkkın olduğu bir anı hatırladım, sanki her şey o an birikmişti. Kayseri’de, evimin en köşe odasında, pencereden bakarken düşündüğüm tek şey şuydu: Can sıkkınlığı nasıl geçer?
Bir Kahve, Bir Yalnızlık
O sabah, yine her zamanki gibi uyandım. Hava biraz soğuktu, gözlerimi açar açmaz pencerenin buğusunu gördüm. İçimde bir gariplik vardı, sanki bir şey eksikti. Kahvemi hazırlarken, ellerim telaşsızca çalışıyordu ama kafamda dönen düşüncelerin hızı, adeta yer çekimine karşı geliyordu. Sonra, kahvemi alıp penceremin kenarına oturdum. Birkaç dakika boyunca, dışarıdaki hareketliliği izledim. İnsanlar gidip geliyordu, herkes işine güçlerine odaklanmıştı. Ama ben, o an, en uzak noktada duruyordum. Can sıkkınlığım, bir nebze de olsa, o kadar yoğun hale gelmişti ki, kaybolmuş birini bulmaya çalışıyor gibiydim.
Neydi bu sıkıntının adı? Evet, hayatın bana çok şey sunduğunu biliyordum. Ama o sabah, her şeyin boş olduğunu düşündüm. Bir hıçkırık, içimde daha fazla yankı yapıyordu. Bu, bir hayal kırıklığıydı, ama aynı zamanda bir umut eksikliği de. İşte o zaman bir şey fark ettim. Kendimi kaybetmiştim. Can sıkkınlığı nasıl geçer? sorusu bir daha aklımdan geçmeye başladı.
Sokaklarda Yalnız Bir Yürüyüş
Evdeki sessizlik, bir süre sonra dayanılmaz oldu. Biraz dışarı çıkıp biraz hava almak istedim. Kayseri’nin sokakları, bazen en iyi dostum olabiliyor. Tüm o gürültünün, kalabalığın içinde kaybolmak, insanın içindeki sıkıntıları biraz olsun uzaklaştırabiliyor. Ellerim cebimde, kulaklarımda kulaklıklar, ama her notada bir boşluk. O yürüyüşün içinde kaybolmaya başladım. Adımlarım bir süre sonra kendi ritmini buldu. Ama içimdeki o huzursuzluk devam ediyordu.
Bir köşede, eski bir kafeteryanın önünde bir grup arkadaş gülerek oturuyordu. Sadece birkaç adım ötelerindeydim. İçimden bir şeyler çırpındı. Herkesin birbirine yakın olduğu anlarda, yalnız kalmak daha da derin hissediliyordu. Herkesin bir yeri vardı, bir grubu, bir insanı, bir bağlantısı vardı. Ama ben, o an, o kadar yabancı hissediyordum ki. Gülüşler kulaklarımda yankılandı, ama içimde derin bir sessizlik vardı. Ne anlatmak istediğimi anlatamam. Bir kahve dükkanına girdim. Siparişim hazırlandı, ama o siparişin içinde kaybolan bir şey vardı; can sıkkınlığı.
Gözlerimdeki Buzdan Suya
İçeride biraz daha zaman geçirdikten sonra, kahvemi bitirip sokaklara geri döndüm. Adımlarım daha rahat, ama kalbimdeki yük hafiflememişti. Belki de sorunun yanıtı dışarıda değildi, belki de içimdeydi. “Bir şeyleri değiştirmeliyim,” dedim kendi kendime. Ama neyi değiştireceğimi bilemedim. O an fark ettim ki, can sıkkınlığını geçirebilmek için önce içindeki duygularla yüzleşmek gerekiyor.
Gözlerimi gökyüzüne çevirdim. O an, bulutların hızlıca ilerlediğini, güneşin biraz daha parlak olduğunu fark ettim. O kadar kısa bir an… Ama bir şeyler değişmeye başlamıştı. Huzursuzluğum biraz olsun hafifledi. Bir adım daha attım, biraz daha derin bir nefes aldım ve düşündüm: Can sıkkınlığı nasıl geçer?
Belki de tam olarak bu: Bir duraklama, bir an, kendine dönme… Duygularının üzerinde durmak, o anın içinde kaybolmuşken, o kayboluşu kabul etmek. Sadece bir adım geriye gitmek, bir an nefes almak, sonra o ağır yükü biraz olsun hafifletmek. Belki de cevabı bulmak, aramayı bırakmakla başladı. Yavaşça içimden “bu da geçer” dedim. Çünkü, bazen hayat, fazlasıyla ağır ve karmaşık olsa da, yavaşça ilerlemek, o adımları takip etmek yeterli olabiliyor.
Bir Sonraki Adım
İçimdeki sıkıntının kaybolmaya başladığını hissettim. Aslında, çok büyük bir değişiklik yoktu; dışarıda aynı hava, aynı insanlar vardı. Ama ben, o an, biraz daha içsel bir huzur bulmuş gibi hissettim. Can sıkkınlığı nasıl geçer? sorusu belki de en çok bu şekilde geçiyordur. İçsel bir kabullenme, bir adım geri atmak, kendine yer açmak… Belki de hayatın akışına bırakmak. O an, kaybolan sıkıntının yerine küçük bir umut doğdu. Bazen, en büyük değişim, en küçük anlarda gizlidir.
Ve ben, biraz daha huzurlu bir şekilde yürüdüm.