Neden Altın Diş Takılır? Bir Kayseri Gecesinin Hikayesi
Bir Gece, Bir Diş ve Bir Sır
Kayseri’nin sokaklarında bir akşam yürürken, hava biraz serindi ama içimde bir sıcaklık vardı. Şehir bana her zaman bir şeyler hatırlatıyordu; bir zamanlar çocukken annemle yaptığımız alışverişler, babamın kahve dükkanındaki sohbetler ve eski mahalledeki komşularla geçirdiğimiz sabahlar. Ama o akşam, bir şey daha vardı. Gözlerimde beliren anılarla birlikte, o altın dişi takmanın aslında ne kadar derin bir anlam taşıdığını düşündüm.
Altın diş. Herkesin bildiği ama hakkında pek fazla konuşulmayan bir detay. İnsanlar dişini yaptırırken, ya da bir dişini kaybedip altın diş takarken, ne hisseder? Bir zamanlar, Kayseri’nin dar sokaklarında sokakta oynayan çocukların dişlerinin altınla kaplı olmasının bir anlamı vardı. Ama ben o gece, biraz daha fazlasını hissettim.
Bir Anı: Annemin Altın Dişi
Bir zamanlar, annem bana altın dişi takmanın anlamını anlatmıştı. O anı hatırlıyorum. Annem, yıllar sonra eski bir fotoğraf albümünü karıştırırken bana bir anısını anlatmıştı. “Görüyor musun, kızım? O diş, her zaman gülen yüzümün bir parçası oldu” demişti. Her ne kadar çocukken onun her zaman gülümseyen yüzünü görsem de, o zamanlar altın dişi ne kadar özel olduğunu anlamamıştım. Annem, dişini yaptırırken bana, “Hayatına değer katacak her şeyin, bazen dışarıdan görünmesi gerektiği zamanlar olur,” demişti.
İçimde bir şeyler kırılmıştı. O kadar saf bir şekilde bakıyordum ki dünyaya, belki de dışarıdaki insanlara gösterdiğimiz şeyin derinliği hakkında düşündüğümde, bu altın dişin ne anlam taşıdığını bilememiştim. Annemin dişi, sadece bir diş değil; yılların birikimi, hayatın yükü ve bir anlam taşıyan her şeyin simgesiydi. Altın dişi takmanın sadece bir estetik değil, bir duruş meselesi olduğunu o zaman anlamaya başladım. “Herkes altın diş takmaz, bu öyle her şeyin simgesi değil. Sadece bazı şeylerin de dışarıya yansıması gerekir,” dedi annem, ben de o cümleyi içimde tekrar tekrar gezdirdim.
Hikaye Birleşiyor: Altın Dişin Felsefesi
Bir gün Kayseri’nin merkezine gidip, bir kuyumcuya rastladım. İçeri girdiğimde, altın takılar, bilezikler, kolyeler… Ama bir köşede, diğerlerinin arasında bir altın dişin parladığını fark ettim. Benim için, o an bir ışık yandı. O altın dişin parıltısı, ne kadar gerçekti? Ne kadar güçlüydü? O altın dişi takmak, sadece bir tercih değil, bir kimlik, bir yaşam tarzı mıydı?
Bunu kafamda tartışırken, bir süre kuyumcuyla sohbet ettim. Bir dişin altınla kaplanması, bana göre biraz fazla görünüşçüydü. Ama o kuyumcu, bana başka bir açıdan bakmamı sağladı. “Bu sadece altın değil,” dedi. “Bazen insan, yıllarca kaybettiği ya da zorla elde ettiği şeyleri dışarıda, parıltılı bir şekilde sergilemek ister. Altın diş, yalnızca estetik değil; özgüvenin, hayatta karşılaşılan zorlukların ve zaferlerin simgesidir.” Bu kelimelerle birlikte, yıllardır altın dişi, annemin dişini, sadece “güzel görünmesi” için yapıldığını düşünmüştüm. Ama aslında, bunun çok daha derin bir anlamı vardı.
Bir şeyin dışarıya yansıması, bazen içindeki gücü ve özgüveni gösterir. Altın diş, sadece bir dış görünüş değil; bir insanın yaşamında taşıdığı yüklerin, kazandığı zaferlerin ve kendini bulma sürecinin simgesiydi. İçinden geldiği gibi yaşadığı, ama bazen de görünüşte bir şeyler taşıdığı bir kimlikti.
Altın Dişin Derinliği: Bir Metafor Olarak
O an, Kayseri’de, o kuyumcu dükkanında durup düşündüm: İnsanlar neden bazen kendilerini, başkalarına göstermek için “altın” gibi simgelerle ifade ederler? Bir dişin takılması, bir zaferi kutlamak, bir dönüm noktasına işaret etmek, belki de başka insanlara anlatmak istedikleri bir hikaye olabilir. Annemin altın dişi, bir zamanlar benim için sadece estetik bir tercih gibi görünürken, aslında çok daha derin bir anlam taşıyor.
Kayseri’nin sokaklarında yürürken, altın dişlerin aslında insanları birleştiren, birbirine benzer hayat hikayelerini hatırlatan bir simge olduğunu fark ettim. Kimi zaman altın dişler, bir kırıklığı, bir kaybı, bir kaybedilen yılları hatırlatır. Kimi zaman da bir zaferin, bir yeniden doğuşun, bir gücün simgesidir.
Bunu düşünerek yürürken, içimde eski kayıplarımı, kaybettiklerimi ve kazandıklarımı hatırladım. Altın diş, bu yolculuğun bir parçasıydı. Bazen takılması gerekirdi, bazen hatırlatmak, bazen ise sadece bir şeylerin anlamını dışarıya vurmak için. Kayseri’nin bu sokaklarında, belki de hepimiz birer altın dişiz; içimizdeki tüm geçmişin, zaferlerin ve kayıpların bir simgesiyiz.
Altın diş, bazen sadece parlayan bir diş değil; bir yaşamın, bir sürecin, bir zaferin ya da bir kaybın hatırlatıcısıdır.